SOSYAL AĞLAR

Gülay Savaş

Gülay Savaş

Kral Çıplak

Kral Çıplak

Son söyleyeceğimi, artık en başta söylemem gerektiğini geç de olsa öğrendim. Ayrıca hikayeleştirerek anlatmanın ilgi çekiciliğini bilsem de o şekilde anlatamayacağım. Bir mühendis olarak öyle bir becerim de yok. Halimiz ve gelinen nokta artık birinin yüksek sesle bağırarak, aynen masaldaki gibi “Kral Çıplak” demesi gereken noktada. İçimdeki bu KRAL ÇIPLAK diye haykıran çocuğu susturmadan, bu çocuğun haykırışını, 30 senelik iş yaşamı tecrübesi olan mühendis Gülay’ın ağzından yapabildiğim kadar anlatmaya çalışacağım.

Ben ve bizim dönem yani hep söylediğim gibi bu topraklarda X kuşağı (1965 – 1980) yani diğer adıyla “kayıp kuşak” olan bizler, zaten sürekli olarak sıkıntı, gelecek kaygısı, kıbrıs harekatı, ekonomik krizler, terör, ihtilaller vb olaylar içinde büyüdük. Üstüne üstlük bir de ard arda internet, cep telefonu, Google, yapay zeka vb birçok yeni teknolojik doğuşlara ve inovasyonlara şahitlik etmiş ve değişimlerin içinde olan biri olarak, bu zamanlara gelebilmek ve ayakta kalabilmek için tüm bu değişim ve krizleri yönetmek zorunda kaldım. Soyadım gibi sürekli savaştım. Çözüm bulmak için de, bilgiye ulaşmak için de ben adım attım ve mücadele verdim. Çözüm, iş vs benim ayağıma gelmiyorsa ben çözümün ayağına gittim. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz bu kriz ve pandemi durumunun nasıl yönetileceğini esasında çok iyi bilen ve zaten adı pandemi olmasa da hep pandemik koşullarda yaşamış ve krizlerde, “minimum kaynak ile maksimum verimlilik nasıl sağlanır?”a kafa yormuş biriyim.

Önce isterseniz gelin bu “Kral Çıplak” masalını yeniden hatırlayalım 🙂

Günlerden bir gün, uzak bir ülkede, giyimine kuşamına oldukça düşkün, kendini beğenmiş bir kral varmış. Kendini dev aynasında göre bu kral, kendi zekasını çok beğenir, diğer insanları önemsemezmiş.
Yine bir gün, başka bir ülkenin kralı kendisini ziyaret etmek istediğini söylemiş. Kralın geleceğini haber alan bizim kralın aklına gelen ilk şey; “Acaba hangi giysileri giysem” olmuş.
Derhal tellalı çağırmış;
-“Bütün terzilere haber gönderin” demiş. Öyle bir giysi istiyorum ki, dünyada bir eşi, benzeri olmasın. Bir müddet sonra, haber her tarafa ulaşmış. En iyi terziler, kralın huzuruna gelmişler, yapabilecekleri tüm modelleri tek tek anlatmışlar. Fakat kral anlatılanlardan hiçbirini beğenmiyor;
-”Daha iyisi, daha güzel olmalı!” diye hepsine bağırıp, çağırıyormuş. Duruma hakim olan bilge bir terzi kraldan söz istemiş.
– Sevgili kralım, ben size çok özel bir elbise dikeceğim demiş. Kral nasıl olacak diye sormuş.
Bilge terzi, “size öyle bir elbise dikeceğim ki eşsiz olacak! Ne sizden önce, ne de sonra kimse bu elbiseyi giyemeyecek.” Demiş ve işi almış.
Bilge terzi ; ”Fakat bir şartım var” demiş. ”Elbisenin dikimi bitene kadar hiç kimse işime karışmayacak, odama girmeyecek.” demiş.
Kral aradığını bulmanın sevinciyle, bu teklifi kabul etmiş. Hemen bir kaç kese altın verip;
-”Haydi o zaman derhal dikmeye başla!” diye emretmiş.
Bilge terzi hemen başlamış çalışmaya. Odasına çekilip, her gün kraldan iki kese altın geliyormuş kendisine. Aradan günler, haftalar geçtikçe kralın merakı artmaya başlamış. Nihayet bilge terzinin hangi kumaşı diktiğini görmek için odaya girmiş. Bilge terzi, dikiş tezgahının üstünde harıl harıl çalışıyormuş. Kral sessizce bir süre terziyi izlemiş, bir şey göremeyince sinirlenmiş kral.
– “Günlerdir seni besliyorum, her gün kese kese altınlar gönderiyorum, demek boş oturuyorsun.  Bunun için mi veriyorum altınları demiş? Bilge terzi sakin ve kendinden emin bir şekilde;
– “Sevgili kralım, bu kumaş çok özel bir kumaş. Bunu sadece akıllı insanlar görebilir.” demiş. Bakın ne kadar da güzel oluyor, öyle değil mi?”
Kral, aptal durumuna düşmemek için;
-”Evet, çok güzel. Demek zorunda kalmış ve hızlıca çıkmış odadan.
Çok geçmeden bu söylenti şehrin her tarafına yayılmış. Kralın yeni elbisesi için herkes; ”Sadece bu elbiseyi akıllılargörebilir!” diyormuş.
Nihayet insanlar meraktan çatlamadan merasim günü gelmiş, çatmış. Halk alana toplanmış, meraklı gözlerle kralı beliyormuş.
Terzi kralı giyim odasına almış, eski elbiselerini indirerek ona gerçekten varmış gibi üzerine diktiği elbiseleri giydirmiş. Sonrada kralın karşısına geçip;
-”Muhteşem oldunuz sevgili kralım, gerçekten çok şıksınız” demiş. Kral, bilge terzinin bu iltifatları karşısında, aynadaki çıplak bedenine hiç aldırmadan;
-”Teşekkürler,çok güzel olmuş, çok beğendim.” demiş.
Kral yeni elbiseleri ile gelmiş merasim alanına. Toplanan halk kralı çıplak görünce çok şaşırmışlar ama kimse cesaret edip de krala çıplak olduğunu söyleyememiş. Birden kalabalığın içinden genç bir çocuk haykırmış;
-“Kral çıplak!”
Bunu duyan halk gülmeye başlamış ve nihayet kral, geç olsa da gerçeği anlamış.

Durumumuzda bir fark olmadığını siz de görüyorsunuz herhalde. Hatta henüz gerçeği anlamadığımıza ve hala “her şey güzel olacak” , “çifte bayram yapacağız ” vb konuştuğumuza ve toplum olarak da böyle bir beklenti içindeysek de daha da vahim bir durumdayız.

Şimdi gelelim balçıkla bile sıvanamayacak gerçekliklere. Beklentilerin üzerindeki maskeleri çıkartıp, gelin https://scoperatings.com/#search/research/detail/163377EN ‘dan Avrupa Birliğinin ekonomik yaklaşımlarını temsil ettiği kabul edilen Alman derecelendirme kuruluşu Scope Ratings, 2020  raporuna bakalım. Burada Scope Ratings 2020 yılı ülkeler dış kırılganlık ve dayanıklılık raporununda, Türkiye’nin 63. Sıra ile sondan altıncı sırada olduğunu belirtiyor.

21 Nisan.2020 tarihli son güncellemeye göre Scope Ratings “riskli üçlü” olarak değerlendirdiği Arjantin, Türkiye ve Gürcistan ekonomilerini, ödemeler dengesinden kaynaklanan sorunlar ve döviz kuru oynaklığı gibi faktörler karşısında kırılgan olmakla kalmayıp, krizlere direnebilme kapasitesi yönünden de çok zayıf bulunduklarını kaydediyor ve “yatırım yapılamaz” olarak tanımlıyor. Yani Türkiye ekonomik olarak batma noktasında doğru gidiyor!

Eğitimdeki gerçekliğimizi görmek için de, Nature Index’in, dünyadaki üniversiteleri  1.Aralık.2018 – 30.Kasım.2019 tarihleri arasında yayınladıkları araştırma makalesine  göre sıraladıkları https://www.natureindex.com/country-outputs/generate/All/global/All/score raporuna  baktığımızda ise Amerika Üniversitelerinin 28330 adet makale ile 1. sırada yer aldığını görürken,  Türkiye Üniversitelerinin ise 368 makale ile 39. Sırada yer aldığını görüyoruz. İran, Meksika, Arjantin üniversiteleri bile bizden daha iyi konumdalar.  Memlekete mühendis, doktor, sanatçı, işletmeci, edebiyatçı, ekonomist, hukukçu vb her meslekten uzmanı yetiştiren üniversitelerimizde üretilen araştırmalar, makaleler ile birinci sıradaki Amerika ardında 77 kat fark var. İnsanları travmalardan, ülkeleri krizlerden koruyan gücün bilgiye dayalı yönetim becerisi  olduğu gerçeğini görürsek, gelişmişlik düzeyi açısından da örnek olarak bir Amerika ile aramızda 70 misli fark olduğunu anlarız.

Ayrıca https://www.theguardian.com/international, https://www.bild.de/  vb. Avrupanın yüksek tirajlı gazetelerine baktığımızda, onların bile önümüzdeki 2-3 senelik geleceği riskli gördüklerini ve biran evvel alınacak önlemlerini sıraladıklarını görürüz.  Peki biz geleceğe yönelik ne önlemler yapıyoruz ya da en azından kendi kendimize şunları soruyor muyuz?

  • Korona günleri bize ne öğretti, ne öğretiyor?
  • Her şeye rağmen ne yapabiliriz?
  • Bir daha böyle bir kriz olursa neyi farklı yaparım?
  • Şirketler olarak üretimimin durmaması için ne yapmalıydım?
  • En önemli konu olan eğitim sektöründe olanlar ise, eğitimi ve sınav sistemini her yerden öğrencinin ayağına ulaştırmak, eğitim sistemimi kalitesini düşürmeden devam ettirmek için ne yapmalıyım? Yani “Eğitim Yönetim Sistemi” denilen neymiş bir bakayım!

Başarılı yönetimin bir formülü vardır. O da Ölçülebilir, Tekrarlanabilir ve Yönetilebilir bir sistem kurmaktır. Bu da  yönetimde “Beş Boşluk Modeline” göre öncelikle

  1. Finans
  2. Müşteri
  3. İnsan Kaynakları
  4. Eğitim
  5. Süreç

Işlevlerini hem “gerekli ve yeterli kalitede yerine getirmek”,  hem de “bu beş başlıkta yönetim yetkinliği olan yeteri kadar elemana sahip olmakla” olur. Ancak ondan sonra tüm bunları birleştiren bir üst düzey stratejik yaklaşıma sahip olunur ve her türlü sorun yönetilebilir hale gelir.

Özetlersek;

İlgisiz eğitim

Eğitimsiz bilgi

Bilgisiz beceri

Becerisiz yönetim

Yönetimsiz istikrarlı süreç

İstikrarlı süreçsiz, istikrarlı şirket ya da ülke olmaz!

 

Dr.Müh. Gülay SAVAŞ

Yorum yapmak için tıklayın.

Sen de Fikrini Paylaş

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha İlginç Yazılar: Genel

Gülay Savaş

İ.T.Ü. Makina Fakültesi'ni bitiren Gülay Savaş, 1990 yılında aynı üniversitede Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Mühendisliği, Sistem Analistliği departmanında masterını tamamlamış, akabinde aynı bölümde yaptığı “Yapay Sinir Ağları ile El Yazısı Karakterlerinin Tanınması" tezi ile 2000 senesinde Dr. Müh. ünvanını almıştır. Daha fazla..

Dikkat Çekenler

YUKARI